Marka Hikayeleri

Haluk Okutur ile
Simit Sarayı Hakkında
Derinlemesine Sohbet

Haluk Okutur ile
Simit Sarayı Hakkında
Derinlemesine Sohbet

Simit işine nasıl girdiniz?

Dünyada yaşanan hızlı değişim ticari kültürü ve alışkanlıkları değiştiriyor. Eskiden 30 yılda değişen kurallar artık birkaç yılda farklılaşabiliyor. Değişime ayak uydurmak şart, bunu başaramayanlar eleniyor. Gençlik yıllarımdan itibaren değişime ve yeniliklere ilgi duyan biriydim. Üniversiteyi bitirdikten sonra “nasıl para kazanabilirim?” diye düşünmeye ve bu yönde kafa yormaya, proje geliştirmeye başladım. 2002 yılına geldiğimde gıda sektörüne yoğunlaştım ve insanların cebindeki en küçük parayla satın alabilecekleri ürünlerin listesini çıkardım. Herkesin rahatlıkla alabileceği ürünler listesinde ikinci sırada bulunan simit üzerinde karar kıldım. O yıllarda simit üretimi ve satışı amatör ve hijyenik koşullardan yoksun biçimde yapılıyordu. Öncelikle geleneksel lezzetlerimizden biri olan simidi marka haline getirebilmenin altyapısını kurmayı hedefledim. Yeterli sermayem olmadığı için fikrimi hayata geçirmek için ortak buldum ve Mecidiyeköy’de bir yer kiralayarak 4 kişiyle işe başladım.

Bugün geldiğiniz nokta nedir?

Aradan yıllar geçti Türkiye’de şube sayımız hızla artmaya devam ediyor. Bunun yanında son 5 yıldır yurt dışına da açıldık. Hollanda, Almanya, Belçika, Mısır, Suudi Arabistan ve Kuzey Afrika’da varız. Amerika’ya da mağaza açıyoruz. Her gün 5.500 çalışanımızla Türkiye ve dünyada 450 bin misafir ağırlıyoruz. 2015‘te hizmet verdiğimiz kişi sayısını günlük 1 milyona çıkarmayı ve dünyanın en az 25 ülkesini geleneksel lezzetimizle tanıştırmayı hedefliyoruz.

34 BİN + 1’E KOŞUYORUZ

Yurtiçi ve yurtdışında 200’ü aşkın mağazada misafirlerimizi ağırlıyoruz. Simit Sarayı olarak dünyada en fazla restaurant sayısına sahip marka olmak istiyoruz. Dünya geneline baktığımızda 33 bin şubesi olan bir marka var. 2013 yılında belirlediğimiz 34 bin + 1 mağaza hedefine ilerliyoruz. Önemli iki hedefimiz var. Birincisi en fazla mağazaya sahip marka olmak, ikincisi çalışan sayımızı 100 bine çıkarmak. Haftada 2-3 mağaza açıyoruz ve bu büyüme stratejisiyle istihdama sunduğumuz katkı da artıyor.

YABANCILARA DA SİMİDİ SEVDİRDİK

Ürünlerinize yurt dışında nasıl bir ilgi var, beğeniliyor mu?

Simidimiz yurt dışında çok sevildi. Örneğin 4 yıl önce Hollanda mağazamızı ilk açtığımızda gelen müşterilerimizin yüzde 90’ı Türklerden, yüzde 10’u yabancılardan oluşuyordu. Bugün ise yüzde 70 yabancı, yüzde 30 Türk müşterimiz var. İlk yıllarda insanlar çay içmiyorlardı, simit yemiyorlardı. Onlara kahve ve pasta ikram ediyorduk. Bir süre sonra simidi test ettiler ve çok beğendiler. Şimdi en çok sattığımız ürünler çay ve simit…

ORTA DOĞU’YA 100 SİMİT SARAYI

Orta doğu Bölgesi’nden yoğun talep var. Güçlü bir perakende grubuyla anlaşma yaptık. İlk etapta 100 Simit Sarayı açacaklar. Bunun gibi dünyanın birçok farklı ülkesindeki yatırımcılardan teklifler alıyoruz.

Fiyatı düşük ürünle bu kadar büyümeyi nasıl başardınız?

Aslında yeni bir şey keşfetmedik. Simit yıllardır sokak ve meydanlarımızda satılan, herkesin yakından bildiği bir ürün. Bizler, simidi iyi şartlarda ürettik ve modern satış teknikleriyle insanlara sunduk. Türkiye ve diğer ülkeler bu sunumu çok sevdi ve ilgi gösterdi. Ölçek ekonomisiyle baktığımızda aslında katma değeri yüksek olan simit; herkes tarafından sevilen, 365 gün 24 saat tüketilebilen geleneksel bir ürün. Biz çok satıyoruz ve sürümden kazanıyoruz.

İSTANBUL’DA BAŞARILIYSANIZ DÜNYANIN HER YERİNDE İŞ YAPABİLİRSİNİZ

İstanbul’da başladığınız işi, dünyanın çeşitli ülkelerine taşırken zorluk çektiniz mi?

Yurtdışı seyahatlerimde gözümüzde büyüttüğümüz ülkelerden, markalardan, şirketlerden eksiğimiz olmadığını gözlemledim. Aksine girişimciliğimiz ve çalışma heyecanımız avantaj olarak öne çıkıyor. Özgüven sağlayıp, cesaretle adım atığımızda Türkiye’den de, dünyaca ünlü markalar çıkarabiliriz. İstanbul’da faaliyet gösteren ve başarılı olan markalarımızın, dünyanın her yerinde başarılı olabileceğine inanıyorum. Dünyanın her yerinde birçok fırsat var. Ama maalesef Türkiye’deki 1800 firmadan, 1500’ü markalaşmaya yabancı. Hâlâ kendilerini esnaf olarak görüyorlar. Güzel ürünler ve hizmetler sunmalarına rağmen uluslararası vizyon olmadığı için markalaşamıyorlar. Bu nedenle tüm sektörlerde inovasyon ve Ar-ge’ye ağırlık vermemiz gerekiyor. Hangi işi, hangi ölçekte yaparsak yapalım işimizi ciddiyetle yapmalı ve markamızla aynı zamanda Türkiye’yi temsil ettiğimizi unutmamalıyız.

Başarılı bir iş adamı olarak girişimcilik hakkında neler söyleyeceksiniz?

Türkiye’deki girişimcilik ruhu güçlü. Eskiden girişimcilerimiz, fikirlerine destek bulamazdı ama şimdi hem özel sektör, hem kamuda adeta seferberlik ilan edilmiş. “Kim girişimci olmak istiyor, kimin parlak fikri var, iş modeli nedir getirsin destek olalım” deniyor. Krediler, teşvikler sağlanıyor. Dolayısıyla girişimcinin önü hiç olmadığı kadar açık. Ülkemizin ekonomik seviyesinin yükselmesi; eğitilmiş, nitelikli girişimci gücüyle yakından ilgilidir.

Kurumsallaşma anlamında nasıl bir strateji izliyorsunuz?

Şirketimizin dünya ölçeğinde kurumsallaşması, profesyonel ve şeffaf bir yönetime erişmesi için sürekli çalışıyoruz. Kurumsal kültür Türkiye’de gelişme aşamasında. Üülkemizde oldukça başarılı şirketler var. Fakat patron anlayışından sıyrılamadıkları için dünya şampiyonlar liginde mücadele etme şansı bulamıyorlar. Çünkü patronlar, işlerini kendi çocukları gibi görüyorlar. Başkasına emanet etmek istemiyorlar. Çocuk büyüyüp serpilince babanın, o çocuğu yönetme şansı olmuyor. Şirketler belli büyüklüğe kadar belki patron anlayışıyla yönetilebilir ama hacim büyüyünce kurumsal anlayış zorunlu. Eğer şirketlerimiz dünyadaki en güçlü ilk 500 şirket arasına girmek istiyorsa kurumsallaşma kültürünü benimsemeli.

Başarınızı hangi faktörlere bağlıyorsunuz?

İnsanın kendiyle ilgili konuşması zor ama bugünlere gelmemin arkasında yatan en önemli faktörler nedir diye sorarsanız “samimiyet” derim. Yaptığım işi çok seviyorum. Hem iş, hem günlük hayatta tüm ilişkilerimde şeffaflığa dikkat ediyorum. Ortaklar, çalışanlar, müşteriler, iş dünyası ve tüm dostlar için aynı kişiyimdir. Olduğundan farklı görünme çabası bana göre zor ve sıkıntılı bir seçim. Oysa kolay ve doğru olan samimi ve olduğu gibi davranabilmektir. Simit Sarayı’nı kurarken mütevazi bir ürün olan simidi seçtim, hayatı da mütevazi yaşamaya gayret ediyorum. Binlerce çalışanımızı kardeş olarak görüyorum. Bazen ağabeylik yapıyorum ve onların birbirlerine karşı haksızlık yapmasına da müsaade etmiyorum. Böylece huzurlu ve mutlu bir iş ortamı sağlanıyor, herkes işini severek yapıyor ve başarılı oluyor. İşe ilk başladığım günlerde neredeyse günün tamamı çalışıyordum. Ailemiz genişleyince iş ve sorumlulukları çeşitli birimlerimize havale ettik. Bu şekilde yüküm hafifledi ama heyecanım ilk günkü kadar canlı. İş felsefemi helalleşmek üzerine kurdum. Çalıştığım herkesle iş tamamlandığında mutlaka helalleşirim.

Etiketler:

  • simit sarayı
  • marka hikayeleri
  • girişimcilik
  • haluk okutur

E-mail listesine kayıt olun
tüm fırsatlardan ilk sizin haberiniz olsun