Girişimcilik Tavsiyeleri

Sosyal Medyanın
Markalara etkisi ve
Sosyal Medya Dilleri

Sosyal Medyanın
Markalara etkisi ve
Sosyal Medya Dilleri

Günümüzde sosyal medya etkisi hızla artmaya devam ediyor. İnsanlar gün geçtikçe zamanlarının daha da fazlasını sosyal medyada harcıyor. Sosyal medyanın etkisi büyüyor da büyüyor. Bunlar klişeleşmeye yüz tutmuş cümleler ama etkisini yitirecek değiller. Etkileri de klişeleşecek ve bütün hayatımız dijitalleşecek. Teknolojinin hızına uyum sağlayamayan hayata da uyum sağlayamamaya başlayacak.

Kimse sosyal medyayı görmezden gelemeyecek ve hatta kendine saygısı olan hiçbir şirket, hiçbir marka sosyal medyadan uzak kalamayacak. Ki zaten günümüzde sosyal medya kullanmayan marka sayısı nerdeyse önemsenmeyecek kadar az sayıda.

sosyal medya

Sosyal medyanın temel amacı etkileşim ve etkileşimin amacı bağ kurmak. Yani müşterisiyle arasında bağ kurmak isteyen marka sosyal medyada aktif olmak zorunda. Yoksa muhtemelen bunu halihazırda yapıyor olan rakibinin gerisinde kalır ve hatta kaybolmaya yüz tutar.

Sosyal medya kanallarını kullanmakla bitmiyor tabii ki iş. Rekabet orada da çok kızgın. Sosyal medyayı etkin kullanamayan, yaratıcı ve aktif olamayan marka, o koca okyanus içerisinde kimseye sesini duyuramadan boğulur gider. Bu sene gitmez, seneye de gitmez belki ama bir sonraki nesile yetişmesi zor. Saygılar Britannica. Sevgiler Wikipedia.

britannica, wikipedia

Not : 2016 verilerine göre Türkiye nüfusunun 46.3 milyonu internet kullanırken, 42 milyonu aktif olarak sosyal medyada yer alıyor.

Markaların Sosyal Medya Dilleri

Artık  neredeyse tüm markaların sosyal medya hesapları var. İnsanların sosyal medyaya ilgileri, markaların da sosyal medyaya yönelmesindeki en büyük neden.

Twitter, Facebook, Instagram, Youtube, Google Plus ve hatta Pinterest hesabı olmayan marka sayısı gün geçtikçe azalıyor. Buna rağmen bu ağlarda olmayan markalar bir adım değil on adım geride kalıyor. Bu durum da markaların gittikçe zarar etmesine ve ortadan kaybolmasına sebep olabiliyor. 

sosyal medya
Bir markayı marka yapan sadece sattığı ürünler ya da yayınladığı reklamlar veya logosu değil. Hizmet kalitesi de değil. Bunların hepsi bir bütün. Bir marka kendini “gereken her yerde” iyi bir şekilde konumlandırmaz ve kendini insanlara sevdirmezse ne kadar uzun bir geleceği olur tartışılır. Bundan daha önceki yazılarımızda da bahsetmiştik. 
Çünkü ne diyoruz?

 

“Sosyal medya hayatımızın vazgeçilmez bir parçası.”

 

Sosyal medya deyince aklımıza etkileşim geliyor. Markaların, şirketlerin müşterileriyle ve potansiyel müşterileriyle etkileşime girebileceği çok önemli bir alan. Dolayısıyla marka artık o müşterinin direk iletişime girebileceği bir ‘birey’ haline geliyor ve markanın bir dile ihtiyacı oluyor. 
Peki bu markanın sosyal medyada kullanacağı dil neye göre belirlenmeli? 
Sadece markanın duruşuna mı bağlıdır yoksa bulunduğu sosyal ağa mı bağlıdır? Yoksa müşteri profiline göre mi belirlenmeli? 


Aslında bu soruların hepsinin cevabı aynı. Evet.


Bulunduğu ortama, müşteri profiline vs. bakmadan sadece markanın konumuna göre bir dil belirlemek yanlış olur. Twitter’da herkese karşı aşırı ciddi bir tavır takınmak veya tam tersini yapmak markanın yapabileceği en kötü hatalardan biri. Bir marka her ne kadar genç kitleye sesleniyor ve samimi bir dil kullanıyor olsa da karşısında ondan şikayetçi olan müşterisine karşı aynı tavrı takınması ters tepebilecek iken, samimi bir şekilde yaklaşan müşterisine karşı takındığı ciddi tavır da ters tepebilir. Yani buradan anlayacağımız, markanın dili tek bir kritere göre belirlenemez ve belirlendikten sonra da herkese karşı aynı çizgide devam edemez. Sonuçta biz de günlük hayatımızda ya da sosyal medya hesaplarımızda herkesle aynı şekilde iletişim kurmuyoruz



Markanın sosyal medya dili belirlenirken hedef kitlenin dili de çok iyi incelenmeli. Nelerden hoşlanıyorlardır? İlgi alanları nedir? Ne tür paylaşımlar yapıyorlar? gibi soruların hepsi cevaplanmalı. Tabii ki bulunduğu sosyal ağın da dili iyice ölçümlenmeli. Instagram ve Twitter’da kullanacağın dil ile Lınkedin’de kullanacağınız dil aynı olamaz mesela, değil mi? 


Peki hangi sosyal medya kanalları kullanılmalı? Bu yine markanıza, ürününüze bağlı olmakla beraber hedef kitlenizin nerede olduğuna bağlı. Siz Facebook’dayken, hedef kitleniz Twitter ve Instagram’da ise ne yaparsanız yapın bir nevi boşa kürek çekersiniz. Ama tüm sosyal ağlarda bulunmak (eğer o ağı tanıyorsanız ve güncel kalabiliyorsanız) marka için olumlu bir durum olabilir. Teknik kısımda bu markanın görünürlüğü de arttırır ve organik dönüşler almasına yardımcı olur. Yani bir markanın dijital konumlandırması, dili, paylaşımları, bulunduğu mecra birçok kritere göre belirlenmeli ve devamında zamana ayak uydurarak, gündemi ve yenilikleri takip ederek “güncel” şekilde devam etmeli. Çünkü markayı sosyal medyada konumlandırmak ile bitmiyor iş.


Peki kullanılan dilin markaya ne gibi yararları ve zararları olur?


Resmi, ciddi bir dil tercih eden markaların sosyal medya hesabı risk almayan, bildikleri yoldan giderek yalnızca bilgi veren, kampanyalar, satışlar hakkında duyuru yapan klasik bir sosyal medya hesabı olur..
Samimi bir dil tercih eden markalar ise sosyal medya sayesinde hedef kitlesi için farklı, riske giren, doğru ilerlerse “sevilen” ve “daha fazla tercih edilen” bir marka olma yolunda ilerler. Bu seçenek daha iç acıcı geliyor değil mi?
Ama samimi bir dil kullanırken de dikkat edilmesi gereken şeyler var tabii ki!

Bir marka her ne kadar samimi bir dil tercih etse de sonuçta bir markadır.
Ben markaların sosyal medyadaki samimiyetlerine “Profesyonel Samimiyet” demeyi tercih ediyorum. Yeni bir terim mi buldum bilmem ama bildiğimiz samimiyet ile markaların samimiyetini bir tutmak doğru değil. Her ne kadar sen diye hitap eden bir marka ile karşı karşıya olsak da aradaki samimiyet de bir yere kadar. Marka müşterisi karşısında sınırını bilmeli ve karşısındaki müşteri de markaya karşı sınırını bilebilmeli.


Günümüzde markalar bu sınıra rağmen sosyal medya hesaplarında daha fazla samimi olmayı tercih ediyorlar ve bununla beraber risk oranlarını da arttırıyorlar. Çünkü insanlar sosyal medyada indirim ve kampanyalarla beraber ilgilerini çekecek içerikler de görmek istiyor. Aynı zamanda samimiyet ve ilgi çekici içerik etkileşimi arttırarak yeni insanların kazanılmasına da sebep oluyor. Ayrıca ciddi bir sosyal medya hesabının etkileşimi düşerken geriye sadece ciddi yorum ve şikayetler kalıyor. Samimi bir platformda ise olumlu yorumların gelme olasılığı çok daha fazlayken, markaya getirisi de bir o kadar fazla oluyor. Samimiyet karşılığında o markaya sevgi olarak geri dönüyor


Fakat daha önce de belirttiğim gibi bu samimiyetin de bir sınırı olmalı. Yani markanın samimiyeti de profesyonel olmalı. Markanın stratejisi “Profesyonel samimiyet” olmalı. Markaların sosyal medya hesabı kişisel sayfalarımız gibi yönetilemez. Çünkü fazla samimiyet ciddiyetsizliğe neden olabilir. Ciddiyetsizlik ise markaya aynı şekilde ciddiyetsiz bir müşteri profili olarak geri döner ve marka bundan olumsuz etkilenir.

Yani markanın sosyal medya stratejisi belirlenirken tüm şartlar incelenmeli, tüm riskler tartılmalı, her olasılık hesaplanmalı ve bu şekilde yola çıkılmalı. Yola çıkmak zor ama yola devam etmek daha da zor ve meşakkatli. 


Sonuç olarak markaların tercih ettiği, hatta tercih etmesi gereken samimi dil profesyonel olmalı ve böyle devam etmeli ama! stratejisi “profesyonel samimiyet” olmalı. Bu arada emojiler de çok seviliyor. Yani markaların da emoji kullanmalarında bence hiçbir sakınca yok :) 

Etiketler:

  • sosyal medya
  • marka

E-mail listesine kayıt olun
tüm fırsatlardan ilk sizin haberiniz olsun